Güncel Haberler:
Meltem ONAY

Yazar Biyografisi

Muğla'da dünyaya gelmesi ile başlayan yaşam yolculuğu, çocukluğunun küçük bir şehirde, sevgi ve huzur dolu bir ortamda geçmesi ile devam etti. Şu anda Celal Bayar Üniversitesi'nde Yönetim ve Organizasyon dalındaki profesörlüğü ile süregelen akademik hayatının yanı sıra, firmalara eğitimler vererek gelişimlerine katkı sağlamaktadır. Gazeteler ve dergilerde yazılar yazarken, televizyon programlarında konukları ile konuşurken, öğrencilerinin bilinçlenmesini sağlarken, kurumlara yol gösterici olurken, kısaca yaşamının her alanında ve yaptığı her işte, yaşam pusulasını dürüst olmak, hedefli olmak, kararlı olmak ve sevgi ile bilgiyi paylaşmaktan oluşan dört ok olarak belirlemiştir.





Digor'a  Yolculuk Umut Verdi, Neden mi?


Bundan bir kaç yıl öonce, Mardin Efeler Köyü’ndekin bir ilköğretim okulu öğretmenimizden bir mail geldi. “Sevgili Hocam, okulumuzda bir kütüphaneye ihtiyacımız var.” diyordu. Bu mailli aldığımda öonce şaşırdım, bir an acaba başka birisine mi gönderilmişti de bana geldi diye… Ya da beni çok mu zengin birisi olarak düşünüyorlardı da, böyle bir talepleri  mi var demiştim. Şüphesiz bu ikisinin dei alternatifin olmadığını sevgili öğretmenizi arayarak öğrendim. Benden istediği desteği, o kadar içten ve duygusal olarak anlattı ki, bu isteği geri çevirmem mümkün olamazdı. Ama nasıl? Bu kolay bir iş değildi. Kime nasıl ulaşacağımı da bilmiyordum. Birden aklıma ilginç bir fikir geldi. “1 Lira’”nın Mucizesi” Pprojesi de zaten bu ilginç fikrin hayata geçişi ile, her yıl bir başka okula kucak açmama yardımcı oldu. 






Neydi 1 Lira’nın Mucizesi? Nasıl ortaya çıkmıştı? İşin gerçeği kendiliğinden diyebilirim. Kütüphane yapmaya yardımcı olacak parayı nasıl toplayabilirim diye düşünerek, sınıfa girdiğimde birden “Hhaydi çocuklar bana 1 Lira verin.” dedim. Öğrenciler ilk öonce şaşırdılar, onlara bir köy ilkokuluna kütüphane yapacağız dediğimde, değil sadece 1 Lira, 3 Lira bile verenler oldu. Okulda tam 1200 öğrenci vardı, elimde ise kısa bir süure de 1200 Lira oluvermişti. Gözlerime inanamıyordum. 


Hemen Efeler Köyü öğretmeni ile bağlantı kurup parayı gönderdim. Aynı yıl içinde 23 Nisan’a denk getirerek, bu okula ilk ziyaretimi gerçekleştirdim. İlk köye gittiğimde, cep telefonum bile çekmiyordu. Midyat’ın harika bir köyüydü, ilk defa Diyarbakır’a uçakla gelmiş, oradan araba kiralamış, kendimi onlarca öğrenci içinde buluvermiştim. Doğu ile kucaklaşmam, orada yaşanan hikayeleri duymam, doğu insanı ile dost olmam böylelikle başlamış oldu.  


Bu sene Kars Digor’dan benzer bir mail, bu sefer Nurcan Öğretmen’den geldi. Yine paralar toplandı. Yine aynı heyecanlar ile gönderildi. Koşarak da Kars’a yol alındı. Ancak bu sefer çok daha farklı bir bakış açısı ile oralarda yaşayan insanları izleme fırsatım oldu. Bu gördüklerim aslında Türkiye’nin bir gerçeğiydi. Sonuçsuz, umutsuz bakılan sorunlara aslında bir çözüm olabilecek gözlemlerimdi yaşadıklarım. Neden bu kadar kolay bir çözüm var iken, sorunları her zaman daha derinleştirdiklerimizi anlayamadım. Bunları bilinçli mi yapıyorduk, yoksa bilmiyor ve kolayına mı kaçıyorduk bilemedim. 





Köyde kaldığım bir gün süresince, öncelikle öğrencileri izleme ve dinleme şansım oldu. Digor’da,  sadece ilkokul değil, orta okul ve lise de var. Taşımalı bir sistem söz konusu olduğu için, çevre köylerden de pek çok öğrenci geliyormuş, bu nedenle her üç okul oldukça kalabalık. Sadece ilkokul öğrencileri ile sohbet edeceğimi düşünürken, birden hem ortaokul hem de lise öğrencileri ile konuşmak bana bu köyde insanların neler yaşadıklarını ya da neler beklediklerini anlamam konusunda ciddi bir deneyim kazandırdı ve derin izler bıraktı. 


Öncelikle, belki de Türkiye’nin her yerinde yaşanan bir konu yine dikkatimi çekti. Kars-Sarıkamış Palandöken’de bir kayak merkezi var. Merak ettim kaç öğrenci acaba bu merkeze gitmiştir diye.? Sorunun yanıtını aslında biliyordum ama yine de teyit etmek istedim. Aldığım yanıtlar şu şekildeydi. Değil kayak merkezine gitmek, pek çok öğrenci bile, yirmi dakika uzaklıktaki Kars’a bile gitmemişti. Bir kayak merkezini neden görmek neden önemli diye sorabilirsiniz? Neredeyse 6 aydan uzun bir zamandır karlar altında kalan bir şehrin, bir yörenin içinde yaşayan her bir kişinin, “kayak yapması”nın olağan dışı bir durum olmadığını düşünüyordum. Burada yaşayan öğrencilerin belki de bir kısmının genç yaşlarında paten, kayak, buz hokeyi ve bunun gibi çeşitli kar sporları yapması durumunda, dünya çapında “milli sporcularımızın” olabileceğini hayal ettim. Hayal bu ya, burada yaşayanlar acaba bunun farkında mıydılar sizce?size düşündüm? Ne yazık ki, bu soruya yine hayır yanıtını vereceğimvereceğim. İşin ilginç tarafı, “Hayır” yanıtının arkasındaki gerçek ise daha şaşırtıcı: sadece “tembellik”. Halkımız artık o kadar kolaya kaçar bir hayat yaşamaya başlamış ki, kimse değil taşın altına elini koymak, elini bile kaldırmak istemiyor. Karlar altında yaşayan bu insanların, kadınları çocuklarına bakarak evlerinde ve köylerinde beklerken, erkekleri de inşaat işçisi olarak, ya da buna benzer işler yapmak üzere batı şehirlerine göç ediyorlar. Aileler perişan, çocuklar başı boş. Umutlar yok, sevgiler parçalanmış,parçalanmış ve bu insanlar yaşıyorlar. Ama nasıl? Değersiz ve inançsız.





Kars’a gitmeden öonce sordum. Kars’ın nesi meşhur diye, yanıt verdiler: “Kaz, kaşar ve kar”. Harika  dedimm içimden, gittiğimde şimdiye kadar hiç yemediğim kaz etini yiyebilirim diye düşündüm. BYedim de, bulgur pilavı üzerine kaz gerçekten tavsiye edilecek kadar güzel. Yemeğimi bitirdikten sonra sorularıma devam ettim. “Peki, kimler kaz yetiştiriyor burada?” dedim. Demez olaydım, yine aynı hüsran ile karşılaştım. Bu şehirde, bu yörede “tarım ve hayvancılık” da ölmüş. Meşhur Kars Kazlarını yetiştiren yok. Neden yetiştirmiyorsunuz sorusuna ise, yanıt çok daha ilginç. “Kar var, bu nedenle.” İyi de dedim içimden, Danimarka’da, Norveç’te hem balıkçılık yapılıyor, hem de bu yörelerde tarım çok etkin bir şekilde dünya pazarını kapsayacak kadar etkin bir şekilde devam ederken, Kars’ta insanlar “kar yağışını” nasıl olurda bahane ederek, vakitlerini bu kadar kolay bir şekilde harcayabiliyorlar? 


“Eve Dönüş” Projesi”, bu açıdan çok önemli. Köylerden göçü engelleyecek, göç ile gidenleri ise geri toplayacak basit bir öneri. Çok da ciddi sorun ve karmaşa yaratacak bir konu değil. Yerel yönetimler bu konuda planlı çalışmalar yaparak, köyde kimlerin nasıl alanlarda işler yapabileceğini planlar ise, köylerde inanıyorum ki, bambaşka bir yapılanma ortaya çıkabilecektir. Kadınlar aktif çalışabilecek, erkekler tarlalarda çalışabilecek. Üretilen ürünler pazarlanabilecek. Belki hiç kimsenin tahmin edemeyeceği yeni sektörler ortaya çıkacak ve doğal olarak bol kazançlı, sürdürülebilir bir kalkınma ortaya çıkacaktır. 





Bizim atladığımız en önemli konu, ülkenin coğrafi şartlarını dikkate alınarak planlamaların yapılmamış olmasıdır. Eğer bir yörede, su yok ise “susuz tarım” yapılabilir. Eğer bir yörede büyük baş hayvancılık yapılıyorsa, tamamen buna yönelik fabrikalar, mandıralar açılabilir. Neden bunu halen böyle yapmadık, demek için geç… Ama daha fazla geç kalmamak için, “Eve Dönüş Projesi” önemli ve gerekli. Ülkemizin bu aşamadan sonra “tarım ve hayvancılık” odaklı yeni bir yapılanmaya girmesi zorunludur. 


Ne dersiniz?               


        
01.02.2018