Güncel Haberler:
Ahmet GÜREL

Yazar Biyografisi

Atatürk ve Çocuk Sevgisi

Hem sözleri hem de davranışları ile Cumhuriyet dönemi ailelerine örnek bir davranış sergileyen Atatürk’e göre çocuk eğitimi, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde önemle durulmalıdır. Çocukların yanında içlerinden geldiği gibi konuşmalarına ve davranmalarına izin veren Atatürk, bu davranışını arkadaşlarına şu şekilde ifade etmiştir: “Bugün bir hiç gibi gördüğün bu çocuk belki de yarının en büyük kahramanıdır. Onun için her kim olursa olsun, istediği şekilde konuşmakta serbesttir. Çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidir, böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve ikiyüzlü olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası çocuklarımızı artık, düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı duymaya alıştırmalıyız.” Gerçekten de çocukların Atatürk’ün karşısında hiç çekinmeden, sıkılmadan içlerinden geldiği gibi konuştuklarını görmekteyiz.

Atatürk çocuğu olmamasına rağmen; çocukları o kadar çok sevmiştir ki onlara, dünyanın ilk ve tek resmi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını armağan etmiştir. TBMM’nin açılışının birinci yıldönümünde Meclis çıkardığı bir yasa ile bu günü Çocuk Bayramı olarak ilan etmiştir. 1929 yılında bu tarih, Çocuk Haftası’nın da başlangıcı olarak kabul edildi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, uzun yıllardan beri uluslararası kutlanan dünyanın tek çocuk bayramıdır. 

Atatürk’ün çocuklarla ilgili anılarına bir göz atalım.

15 Mayıs 1922 günü Ankara’da İzmir’in işgalini kınamak için bir İzmir gecesi düzenlenmişti. Millet bahçesinin ortasında ahşap tiyatro binasında öğretmen okulu öğrencileri ve gençlerin katılımı ile bir piyes oynanır. Tiyatro salonu ağzına kadar dolmuştur.  Gazi Mustafa Kemal Paşa da gelip ön sırada teklif edilen yere değil halkın ortasında bir yere oturur, öğretmen Enver Behnan Şapolya suflörlük yapıyordu. Piyes Vasıf Çınar’ın Mustafa Kemal Paşa’nın katılmasına teşekkürleriyle ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu tarafından İstiklal Marşı’nın çalınmasıyla başladı. İzmir Yurdu Marşı’nı lise öğrencileri okudu.

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nde muhabir İzzet Ulvi Bey’in altı yaşındaki oğlu Gültekin’e sıra geldi. Sahneye onu Enver Behnan Bey getirdi. Gültekin, babasının yazmış olduğu ‘Hınç’ şiirini okudu.

Gültekin o kadar güzel, o kadar canlı söyledi ki, bütün salonun ısrarıyla şiiri bir daha okudu.

Gültekin’in bu heyecanlı şiiri o kadar çok alkışlandı ki sanki sahne yıkılacak gibi oldu, Mustafa Kemal çok heyecanlanmış, duygulanmıştı. Yanındakiler o derin bakışla gözlerinde iki damla yaşın biriktiğini gördüler.

Vatanın üzüntüsünü dile getiren çocuk dünyanın en metin ruhlu çelik imanlı bu büyük kumandanını ağlatmıştı.

Gece bittiği zaman Mustafa Kemal Gültekin’i yanına çağırarak sevdi.  Sonra dayanamadı kendisine bir Mısırlı Prenses tarafından hediye edilmiş kullanmakta olduğu saati hediye etti.        

Son anı ise, İzmir’den;

Atatürk, 12 Nisan 1934 akşamı, İzmir’de İzmir Palas salonlarında Hâkimiyeti Milliye Okulu fakir çocukları menfaatine verilen baloyu şereflendirirler. Öğrencilerden Ali isminde bir çocuk ortaya gelir, fakat heyecandan bocalar, konuşamaz derken küçük Ali coşar kendinden geçer. Kollarını ona doğru uzatarak içten gelen bir sesle:

“Senin ismini andıkça, senin resmine baktıkça, seni karşımda görünce damarlarında bir şeylerin kaynadığını duyuyorum. Ah! Seni doya doya öpmek istiyorum! Diye haykırır o zaman, O da kollarını açar,

“Öyle ise gel öp” der. Ali koşar, boynuna atılır. Diğer çocuklar dururlar mı?

“Biz de, biz de” diye bağrışarak koştular. Kucağına atıldılar. Öptüler, öptüler. Heyecandan, sevinçten herkes ağlar. Yaverler, Paşalar, Vali, hatta  kendisi de..

Evet. Yaptığı harplerin heyecanı, kazandığı zaferlerin sevinci belki onu ağlatmamıştır. Fakat bir avuç Türk yavrusunun içten gelen coşkunluğu onu sarsmış, heyecanlandırmıştı. Gözlerine dolan yaşları zapt etmek için dudaklarını ısırdı. Sonra heyecandan, titreyen bir sesle yanındakilere dönerek: “İşte Benim neslim bunlar” demiştir.

Atatürk’ün evlat edindiği manevi çocuklarının sayısı yedidir. Himayesine alarak okumasına olanak sağladığı çocuklarla beraber bunun sayısı artmaktadır. Başta Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan ve Sabiha Gökçen’in anıları olmak üzere yakın arkadaşlarının ifadelerine göre Atatürk’ün manevi çocukları; Afet İnan, Sabiha Gökçen, Rukiye Erkin, Ülkü Adatepe, Zehra Aylin, Nebile, Abdürrahim Tuncağ’dır. Himayesindeki çocukların isimleri ise; Sabriye, İbrahim, Zehra, İhsan, Ömer, Afife, Ayşe, Mahmude’dir.

Atatürk’ün vasiyetnamesinde ise manevi çocuklarından üç tanesinin ismine rastlıyoruz: Ülkü Adatepe, Sabiha Gökçen ve Afet İnan.

Atatürk’ün manevi çocukları, Cumhurbaşkanlığı arazisi üstündeki daha küçük bir evde yaşamışlar ve köşkün bahçesi içinde açılmış olan iki sınıflı güzel bir okulda ilk eğitimlerini almışlardır. Atatürk’ün yarının gençleri olarak “Cumhuriyeti” emanet ettiği Türk çocuklarının “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” kutluyorum.    



11.11.2016